DİYARBAKIR-KERKÜK HATTI
Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın ABD'den yaptığı,
"Kuzey Irak'ta ki iki Kürt gurubun terör örgütü PKK'ya açık desteği nedeni ile onlarla görüşmeyeceği" açıklaması ile ülke gündemine yeni bir tartışma düştü.
Eşkıyaya açık açık destek verdiği belli iki gurup ile görüşmek örgüte meşruiyet kazandırır mı? Kazandırmaz mı? Asker görüşmesin ama siviller görüşebilir mi? Bundan ülkemiz menfaat görür mü? Görmez mi?
Bu tip tartışmalar Türk'ün devlet geleneğine göre öyle ulu orta yapılmamalıdır. Bu işin görevlileri ve uzmanları bir araya gelerek artılar ve eksiler belirlenerek Devletimizin çıkarlarına en uygun olacak formül bulunmalı ve o uygulanmalıdır. Ama iktidar sahipleri bu işi tam bir çadır tiyatrosuna çevirmiş durumdadırlar. Devlet idaresi ciddiyet isteyen bir görevdir. Öyle Meclisteki parti gurup toplantılarını partili gençlerle stadyuma çevirerek ülke yönettiğini zannedenler büyük bir yanılgı içindedirler. Az bir devlet ciddiyeti melekesine sahip bulunanlar bu işi tasvip etmezler. Bunun böyle olamayacağını kendi partilerinden Meclis Başkanı seçtikleri Bülent Arınç dahi tevil etmişlerdir.
Bu tartışmalar sürüp giderken Diyarbakır'dan bir ses daha geldi
"Kerkük'e yapılacak müdahaleyi Diyarbakır'a yapılmış sayarız".
Hoppalaaaaaaa......
Diyarbakır nere, Kerkük nere?
Diyarbakır kimin? Kerkük kimin?
Kerkük'e müdahale edecek kim?
O müdahaleyi Diyarbakır'a yapılmış sayacak kim?
Net olmayan, muğlak bir ifade.
Meydan okunduğu kesin de, içi boş doldurulmamış, kof bir meydan okuma.
Hani reklam da var ya; "yersen" türü bir efelenmedir bu.
Diyarbakır'da bizim Kerkük'te bizimdir.
Kerkük'e bir müdahale olacak ise - ki geç bile kalınmıştır müdahale için- bu Türkiye Cumhuriyetinin garantörlük haklarından doğacak bir müdahale olacaktır.
Türkiye müdahale yapacak olursa da öyle üç buçuk satılmışın efelenmesinden tırsacak bir devlet değildir. Tarih bunu teyit edecektir. Bu millet tarih boyunca pek çok ülke fethetmiş, pek çok toprak kaybına uğramıştır, zaferler kazanmış, mağlubiyetler almıştır, yenmeyi de yenilmeyi de bilir, ölmeyi de öldürmeyi de bilir. Bu nedenle bu efelenme yanlış yerde, yanlış zamanda, yanlış hedefe yapılmıştır. Bu ancak Türk'ü daha da hırslandırır, müspet manada azmini artırır.
"Cahil cesur olur" demiş Atalarımız. Bu da tamamen cahilce bir efelenmedir. Türk'ü tanımayan, Türk'ü bilmeyen zavallıların yapacağı türden. Bizim buralarda bir yaşlı ermeni vardı, derdi ki; "bu ayrılmak isteyen Kürtler'de bizim yaptığımız hatayı yapıyorlar, büyük devletlerin poh pohuna aldanıp Türk'e kafa tutuyorlar. Ama Türk'ün tersi kötüdür, bir ayaklanırsa geri oturuncaya kadar soluğu bizim gibi kim bilir nerde alırlar?" Bir evvel ki yazımda bahsettiğim "tarihten ibret alma" vasfını ayrılıkçı Kürt'lerin de edinmesi gerekiyor. tarihi araştırıp Türk'ün neler yaptığına bakmalı ve ondan sonra Türk'ün karşısına çıkmalılar.
