Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

Süphan Türkoğlu

Haziran 2007 tarihli yazilar Haziran 2007 tarihli diger ogeler resimler, videolar

2 TEMMUZ SENDROMU

Anadolu’nun kavurucu sıcaklarının yaşandığı günlerden bir gündü yine.

Ben tahsil için Sivas’ta ki son günlerimi yaşarken, birileri bir senaryo yazmış ve o senaryonun çekim seti olarak Sivas’ı, figüranlar olarak da Sivaslıları seçmişlerdi.

Perşembenin gelişi Çarşambadan belli idi.

Ama ne hikmettir hala anlayamadığım bir vurdumduymazlık ile şehrin mülki amiri bu durumu görmemişti veya görmek istememişti.

Aziz Nesin’in son günlerde Aydınlık Gazetesi yolu ile tefrika ettiği Salman Rüşti’nin Şeytan ayetleri adlı kitabı Anadolu’da muhafazakar kesim arasında büyük bir gerilim yaratmıştı.

Bu gerilimin üzerine de Sivas Valisi Ahmet Karabilgin’in yıllardır Yıldızeli Banaz Köyünde yapılan Pir Sultan Abdal Şenliklerini Sivas şehir merkezine taşıması ve bu şenliklere Aziz Nesin’in davet edilmesi var olan gerilimi artırarak kopma noktasına getirmişti.

Bunlar yetmezmiş gibi şenliklerin açılış akşamında AKM’de olanlar, devrim şehitleri adına yapılan saygı duruşuna Sivas Valisi Ahmet Karabilgin’in de katılması, Aziz Nesin’in o gecede yaptığı konuşma, AKM önüne Ozanlar Anıtı adı altında Pir Sultan Abdal’ın heykelinin bir gecede dikilmesi ve bu olayları mahalli gazetelerin bir gün sonra şehre duyurması kopma noktasına gelen sinirlerin kopmasını sağlamıştı.

Daha sonra yaşanılan gelişmeler ve yapılmayan ya da yapılmak istenmeyen müdahaleler işi otel yangını noktasına getirerek bir şehre ceza kesilmesi sağlanmıştı.

Ölü sayısının 37 ile sınırlı kalmasının en büyük sebebi bu senaryoyu hazırlayanların hesap edemedikleri Alperenlerdi.

İlahi bir hikmet midir? Tevafuk mudur? Bilinmez.

Ama birileri bu ayrıntıyı gözden kaçırmıştı belli.

Şenlik katılımcılarının kaldığı ve olaylar neticesinde yanan otel olan Madımak Oteli ile BBP İl Teşkilat binasının bulunduğu binalar sırt sırta olması hasebi ile ölen insandan daha fazla sayıda kişinin kurtarılması mümkün olmuştu.

Gözden kaçan bu ayrıntı nedeni ile pek çok insan kurtarılarak birilerinin sonraki yıllarda yapacağı katliam edebiyatının boyutunun küçültülmesi sağlanmış olacaktı.

Aradan onlarca yıl geçmesine rağmen, bu olayın asıl faillerinin bulunamaması ve faturanın suçu sırf orada bulunmak olan kişilere kesilmesi bu devletin ayıbıdır.

Mahkeme sürecinden evvel sanıkların nasıl toplandığını ve nasıl ifadeler alındığını çok iyi bilenlerdeniz. Ali Baba Mahallesine kurulan ihbar tahtası gerçeğini bunca yıldır hiçbir namuslu kalem sorgulamamış veya sorgulayamamıştır.

Yine 2 Temmuz’un sene-i devriyesine geliyoruz. Sivas’ta görüştüğümüz dostlarımız yine kulaklarına çirkin fısıltıların geldiğinden dertleniyorlar. Belli sivil toplum kuruluşları, sendikalar, alevi dernek ve federasyonları bütün şubelerine baskı yapmak sureti ile 2 Temmuzda Sivas’a bindirme yapmak derdindelermiş. Amaçları büyük ihtimal ile 22 Temmuz seçimleri öncesi karışıklık çıkarmak adına provokasyon yapmak.

Pek çok Sivaslının kulağına 2 Temmuzda dışarı çıkmamaları fısıldanır olmuş.

Yarın Sivas Ticaret ve Sanayi Odası 2 Temmuz ile alakalı olarak Oda Meclisini toplayıp bu konuyu görüşeceklermiş.

Artık Temmuz ayı Sivaslılar için sendrom halini aldı.

Devlet Sivaslıyı bu dertten bir şekilde kurtarmalıdır.

Hiçbir suçu ve günahı olmayan bir şehrin insanına yapılan bu zulüm artık son bulmalı, Sivas ve Sivaslı felaha kavuşturulmalıdır.

Birilerinin kendi menfaatleri için kurduğu bu çirkin kumpas artık şehri çok sıkmaktadır.

Buradan yetkilileri uyarıyoruz, önümüzdeki 2 Temmuz da kötü şeyler olabilir Sivas ta şimdiden gerekli tedbirleri alsınlar.

İş işten geçtikten sonra da birilerini suçlamasınlar.

Allaha emanet olun.

 

http://www.milliyetciler.com/modules.php?name=News&file=article&sid=1696&mode=thread&order=1&thold=0 

HUDSON ENSTİTÜSÜ ve FELAKET SENARYOSU

Hudson Enstitüsü’nde yapılan son toplantıda,

“Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu’ya bir suikast düzenlenmesi.

İstanbul’da Beyoğlu’nda en az ‘50 kişinin ölümü’ ile sonuçlanan bir bombalı saldırı gerçekleştirilmesi.

Sokaklara dökülen milyonlarca kişinin orduyu PKK’ya  nihai darbe vurmaya çağırması. Tepkiler karşısında ‘sıkışan’ hükümetin TBMM’den yetki kararı çıkartması üzerine sınırda bekleyen TSK’nın hemen K.Irak’a girmesi.” şeklinde bir senaryoya kafa yormaları istenmiş katılımcılardan.

Fikirler üretilirken, TSK’nın Kuzey Irak’a girmesinin bir sonucu olarak PKK ele başılarının yakalanarak Türkiye’ye teslim edilme ihtimali dillendirilmiş katılımcıların bir kaçı tarafından.

1999 seçimleri öncesi Apo itinin yakalanışının DSP’ye yaradığı gerçeğinden hareketle oradaki birkaç kişide “Bu AKP’nin işine yarar” diye itiraz etmiş.

Bunlar ABD’de görev yapan ve ABD çıkarları doğrultusunda çalışan bir strateji kuruluşunun varsayımları iken, sanki ortada bir gerçeklik varmış gibi AKP’den üç farklı yorum geliyor.

Egemen Bağış, PKK elebaşılarının Türkiye’ye teslimi konusunda AKP’ye puan kazandırmamak için karşı çıkanları “Vatan hainliği” ile suçluyor.

RTE, sanki bugüne kadar ABD’nin Ortadoğu üzerindeki hiçbir senaryosuna izin vermemiş gibi “Bu senaryolara izin vermeyeceğiz” diyor. En son Anafartalar eylemi veya ondan evvel ki Hrant Dink suikasti bu senaryolardan değilmiş gibi birilerinin zekası ile alay edercesine veriyor bu beyanatı.

ABDullah Gül ise “Asker o toplantıyı terk etmeliydi” diyor. Askerin bulunması gereken en elzem yer neresidir tartışılır. Asker ta en başta bir Amerikan strateji kuruluşuna Türkiye üzerindeki senaryoların görüşüleceğini bilerek gitmesi gereklimi idi? Ayrı bir araştırma mevzuudur. Ama Türk Askeri çoğu zaman terk etmesi gerekli olan toplantıları terk ettiğini ABD’li yetkililerin yeni Ortadoğu haritasını masaya koydukları vakit ki tavırlarından biliyoruz. Oradaki askerlerin iyi niyetli olduğu varsayımı ile toplantının sonucunu öğrenmek adına orada kaldıklarını kabulleniyoruz.

Dikkat çekmek istediğim asıl nokta şudur;

Yıllardır biliriz ki Amerika’da görev yapan bu tip strateji kuruluşları dünyanın çeşitli bölgelerinde Amerikan Emperyalizmini hakim kılmak ve Amerikan menfaatlerini kollamak adına bu tip senaryolar üreterek uygulamaya koyarlar.

Hudson Enstitüsü de bu tip kuruluşlardan biridir.

RTE, partisini kurmadan evvel ABD’den izin(!) almak için Washington’a gönderdiği danışmanları bu kuruluş ile bağlantıya geçmişlerdi.

Şimdi bu kuruluşun dünyanın pek çok bölgesi için belli periyotlarla yaptığı bir toplantının basına sızdırılması ve bunun üzerine Türkiye’de ki siyasal iktidarın balıklama atlaması ne ile izah edilebilir?

Son aylarda artan PKK saldırılarında derin devlet parmağı olması iddiaları, bütün bu karanlık uygulamaların ardında yatan gerçeğin sadece ve sadece AKP’nin seçim öncesi elini güçlendirme çabaları olabilirliği üzerinde kanaatler uyandırıyor.

 

http://www.milliyetciler.com/modules.php?name=News&file=article&sid=1688&mode=thread&order=1&thold=0